Kültürel Etkileşim Pratiği Olarak Bulgaristan’dan Türkiye’ye Göç

  • TÜBİTAK-SOBAG Tarafından Desteklenen 119K855 Numaralı Projeye Ait Web Sitesidir.
  • Projenin Yürütüldüğü Kurum İstanbul Üniversitesi’dir.
  • Proje Başlangıç ve Bitiş Tarihleri: 15 Mart 2020-15 Mart 2021

1969-1978 Yakın Akraba Göçü ile 1989 Zorunlu Göçü’nün Göçmenlerin Deneyim Anlatıları Üzerinden Analizi

— Proje Hakkında

Proje, Türkiye’ye göç etmiş olan Bulgaristan göçmenlerinin Türkiye’deki deneyimlerini ele almaktadır. Araştırmanın odaklandığı dönem 1969-1978 yıllarını kapsayan Yakın Akraba Göçü ile 1989 yılında gerçekleşen Zorunlu Göç’tür. Araştırma grubunu, bu iki dönemde Türkiye’ye gelmiş ve hala Türkiye’de yaşamaya devam eden Bulgaristan’lı göçmenler oluşturmaktadır. Projede söz konusu göçler mikro düzeyde bir etkileşim ve karşılaşma süreci olarak incelenmektedir.

Bulgaristan'dan Türkiye'ye Göç

Bulgaristan’da iskan edilmiş Türk azınlığı Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma döneminden itibaren, başta Osmanlı topraklarına ve kuruluşunun ardından Türkiye Cumhuriyeti’ne olmak üzere sürekli (belirli dönemlerde kitlesel ve 1990 sonrası ise düşük yoğunlukta olmak üzere) bir göç hareketinin öznesidir ve Türkiye’deki en büyük göçmen gruplardan birini oluşturmaktadır.

Göç ve Deneyim Anlatıları

Otobiyografik anlatılar bugün ve geleceği anlamlı kılmak için geçmişle bağ kurmakla ilgilidir (Bruner, 1990). Öznellik çerçevesinde bireyin yaşadığı ya da kendi kişiselliği çerçevesinde yapılandırdığı deneyimlerin sözlü dışavurumudurlar. Anlatılar gündelik yaşamın bir parçasıdırlar. Ancak bu anlatıların sadece gündelik yaşam içinde inşa edildiğini göstermez, pek çok düzlemde üretilirler. Anlatılar yapılar ile özneler arasındaki ilişki hakkında bilgi verirler.

Göç ve Etkileşim

Her göç deneyimi bir yanıyla makro düzeyde gerçekleşen uygulamalar ve düzenlemelere (uluslararası anlaşmalar, göç ve vatandaşlık kanunları, ekonomik ve sosyal entegrasyona yönelik uygulamalar vs. ) dayanır. Ancak bunun ötesinde, mikro ya da bireysel düzeyde, gündelik hayattan doğan bir dizi kültürel etkileşim ve karşılaşma pratiklerini de içerir. Bu pratikler (edimler) üzerinden ve aracılığıyla yeni değerler, tavırlar ve tutumlar geliştirilir. Bu da çeşitli grupların birarada varoluşlarına katkıda bulunur.